İLETİŞİM

0232 404 71 71
0506 096 71 00

OBEZİTE VE ŞEKER HASTALIĞINDAN
SAĞLIKLA VE GÜVENLE KURTULMAK
MÜMKÜN

PROF.DR.ATİLLA ÇÖKMEZ
OP.DR.ÖZGÜN AKGÜL

Kanser cerrahisi ve böbrek nakli gibi ileri düzey cerrahi uygulamalarda uzun yıllar boyu başarısını kanıtlamış olan Profesör Doktor Atilla Çökmez ve Laparoskopik Obezite – Diyabet Cerrahisinde yeterli deneyime sahip Operatör Doktor Özgün Akgül, kaliteli ve güvenli bir hizmet sunmaktadırlar.

Obezite ve şeker hastalığı ameliyatlarımızı, donanımı yeterli ameliyathanelerde ve hasta için özel olarak açılan ve kullanılması sonrasında imha edilen ileri teknolojiye sahip alet ve cihazlar ile gerçekleştiriyoruz.

SLEEVE GASTREKTOMİ

Günümüzde obezite cerrahisinde kullanılan yöntemler; mide volümünü küçülten girişimler, gıda emilimini azaltıcı girişimler ve bunların kombinasyonlarından ibarettir. Bu yöntemler içinde uygulanması en kolay, en düşük komplikasyon oranına sahip olan yöntem “sleeve gastrektomi” ya da daha çok bilinen adıyla “tüp mide” ameliyatıdır. Bu ameliyat mide volümünü küçülten girişimlerden biridir ve gıda emilimini hiçbir şekilde bozmaz. Tüp mide ameliyatında, midenin esas volümünü sağlayan yaklaşık %80’lik bir bölümü çıkarılmaktadır. Açlık hormonu olarak bilinen “ghrelin hormonu” nun yaklaşık olarak %60’ı, tüp mide ameliyatında midenin çıkarılan bölümünden salgılanmaktadır. Dolayısıyla bu yöntem ile mide volümünün küçültülmesi ile birlikte acıkma hissi de azaltılmaktadır. Tüp mide ameliyatının bir başka avantajı da, uzun dönemde kilo geri alımı gerçekleşir ise, yeniden tüp mide ya da emilim azaltıcı kombine işlemlerin uygulanması kolaylıkla sağlanabilir.

METABOLİK CERRAHİ (Şeker hastalığının cerrahi tedavisi)
TRANSİT BİPARTİSYON

Tüp mide işlemine ek olarak, ince barsağın son kısmı mide ile birleştirilir. Böylece ince barsağın son kısmına sindirilmemiş gıda ulaşmakta ve insülin etkisini arttıran hormonların salgılanmasını sağlamaktadırlar. Bu ameliyat ile Tip II diyabette %70 ile %99 arasında bir iyileşme sağlanabilmektedir.

• Şehir ya da ülke dışından gelecek hastalarımız için ulaşım ve konaklama konusunda ekibimiz yardımcı olmaktadır.

Obezite cerrahisi nedir? En sık kullanılan yöntem hangisidir?

OBEZİTE HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Temel ölçüm, vücut kütle indeksi (VKİ) ya da “Body Mass Index (BMI) hesaplamaktır. VKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (metre) karesine (VKİ=kg/boy2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. VKİ değeri 25 ile 30 arası fazla kilolu, 30 ile 40 arası obez, 40'ın üstünde morbid obez olarak kabul edilir.
Bir kişinin obez olmasında, genetik yapı, çevresel faktörler, yaşam tarzı, sosyo-ekonomik ve kültürel durum, metabolizma hızını etkileyen durumlar gibi birçok faktör etkili olabilmektedir. Karbonhidrat ağırlıklı sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düzensiz yaşam tarzı en önemli faktördür. Vücut ağırlığımız ve yağ seviyemiz karmaşık hormonal bir sinyal sistemi ile düzenlenmektedir. Bu hormonal sinyaller özellikle iştah durumunu etkileyerek kilo ve yağ durumunu bir referans noktasında sabit tutmaya çalışırlar. Vücudumuz açlıktan ölmeye karşı akıl almayacak bir savunma mekanizması ile korunmaktadır. Atalarımızdan bize kalıtılan genler ile sağlanan bu durum, neden aç kalarak zayıflayamayacağımızın en güzel kanıtıdır.
Vücudun kendi referans noktasını korumaya çalışması sebebiyle, sadece diyet ve egzersiz ile ideal bir kiloya ulaşmak ve bu kiloyu korumak genelde mümkün olmamaktadır. Diyet yapan obez bir insanın beyni, vücudun açlık durumunda olduğunu düşünür ve koruma içgüdülerini devreye sokar. Sonuç olarak vücut öncelikle enerjisi yüksek vücut yağını depolamaya çalışır ve kilo kaybını zorlaştırır. Yıpratıcı kilo verme programlarıyla kilo veren obez hastaların %95'i iki ila beş yıl içinde eski kilolarına ya da daha fazlasına geri dönmektedir.
Obezite, yaşam kalitesini ve süresini düşüren, aynı zamanda yüksek sağlık bakım masraflarına yol açan çeşitli hastalıklara neden olan çok nedenli kronik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en tehlikeli 10 hastalıktan biri olarak görmekte ve kanserojen olarak kabul etmektedir.
Obezite, birçok vücut fonksiyonunu olumsuz etkileyen, insan metabolizmasını ve hormonal sistemlerini alt üst eden karmaşık bir hastalıktır. Obeziteye bağlı olarak gelişen en sık gördüğümüz hastalıklar; Tip2 Diyabet, Hipertansiyon, Uyku apnesi, Gastro-özofajiyal Reflü Hastalığı (GÖRH), Migren, Depresyon, Yüksek kolesterol, Kısırlık, Eklem hastalıkları, Damar hastalıkları olarak sıralanabilir. Tüm bunların yanında obezite birçok kanser türününde belirgin nedenlerinden biridir. Obezitenin tedavi edilmesiyle bu hastalıkların birçoğunda belirgin iyileşme sağlanabilmektedir.
Kilonuz normal de olsa bel çevreniz kalın ise, özellikle kalp hastalıkları olmak üzere diyabet, kanser gibi hastalıklar için risk altındasınız. Bu risk, bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’nin üzerinde olması ile başlamaktadır. Peki bel çevresi neden kalınlaşır? En önemli nedeni metabolik sendrom ya da insülin direncidir. Bu durum basitçe, hücrenin önüne ihtiyacından fazla enerji koyulması sonucunda, insülinin bu fazla enerjiyi yağa çevirerek depolaması olarak tarif edilebilir. Bu da iki şekilde oluşur; ya fazla miktarda karbonhidrat tüketiliyordur, ya da enerji yeterince harcanmıyordur. Düzeltmenin yolu da tahmin edilebileceği gibi çok basittir; karbonhidrat alımının kısıtlanması ve aktivitenin arttırılması.
Kilonuzu ve sağlığınızı korumak için gereken kaloriyi patates kızartması ya da yağsız et ve sebze yiyerek almak arasında sizi mutsuz etmekten başka ne fark olabilir? Aynı kaloriyi zararlı karbonhidratlardan almak, hücrelerimizin karşısında biriken ve kullanılamayarak yağa dönüştürülen bir enerji fazlası ile sonuçlanır. Yani yiyecekler sadece kalori değerleri ile bir anlam ifade etmeyebilirler. Vücut yağının her gramı boşa tüketilen gıdaları temsil eder. Elinde kalori cetvelleri ve spor programlarıyla gezen ancak ruhunu doyuramamış mutsuz bir bireyin normal beden ölçülerinde kalabilmesi çok zordur.
Aşırı kilolu bir kişi; yemeği ve tatları çok seviyor olabilir, doymuyor olabilir ya da stresle baş etmenin bir yolu olarak gereğinden fazla besin tüketiyor olabilir. Her üç durumda da bazı yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ya da düzenlenmesi ile aşırı besin tüketimi önlenebilir. Örneğin yemek yemenin kendisini çok seven ve bundan ödün veremeyen bir kişi, sağlıklı karbonhidrat ve protein ağırlıklı öğünlere alıştırılabilir. Doyma problemi yaşayan bir birey, sindirimi daha zor olan besinlere yönlendirilebilir, böylece sindirilmemiş gıda ince bağırsağın son kısımlarına kadar ulaşabilecek ve insülinin etkinliğini arttıran hormonlar salgılanabilecektir. Yine bu gruptaki hastalar, leptin hormonunun (Tokluk Hormonu) etkisinin arttırılması amacıyla günde 3 öğün ile sınırlı beslenmeye teşvik edilebilir. Stresle baş etmek dahil olarak tüm bu alışkanlık değişikliklerini, önce kabul etmek sonra uygulamaya koymak ve daha da önemlisi devam ettirmek gerekmektedir. Bu kolay bir süreç değildir ve çoğu zaman profesyonel destek gerektirir. Aralıklı geri dönüşler moral bozucu olsa da tekrar tekrar başlanmalı ve sağlıklı bir yaşam için ısrarcı olunmalıdır.
Binlerce yıl önce avcılık ile meşgul atalarımız, açlığa karşı “enerji depolayan tasarruf genleri” geliştirmişlerdir. Bu genler, çağımızda yapay şeker ve karbonhidratlı gıdaların sıkça tüketimi ve sedanter yaşam nedeniyle bir obezite salgınına sebep olmuşlardır. Tüm dünyada yaklaşık 200 milyon erkek ve 300 milyon kadın obezdir. En yüksek oran %27 ile Amerika kıtasında iken, en düşük oran %5 ile Güney Doğu Asya’dadır. Her yıl dünya nüfusuna 4,5 milyon yeni obez katılmaktadır. Ülkemizde nüfusun yaklaşık %25’inde obezite problemi olduğu tahmin edilmektedir. Obezitenin, beraberindeki ciddi hastalıklar (kalp hastalıkları, diyabet gibi) ile birlikte yaşam süresini anlamlı biçimde azalttığı kanıtlanmıştır. Obezitenin cerrahi tedavi ile kalıcı biçimde düzeltilebileceği fikri yaklaşık 60 yıl önce, başka nedenlerle midesi ya da barsakları çıkarılan hastalarda görülen kilo kayıplarından ilham alınarak uygulanmaya başlamış ve geliştirilerek yıllar içinde giderek artan biçimde kullanılmıştır. Günümüzde obezite cerrahisinde kullanılan yöntemler; mide volümünü küçülten girişimler, gıda emilimini azaltıcı girişimler ve bunların kombinasyonlarından ibarettir. Bu yöntemler içinde uygulanması en kolay, en düşük komplikasyon oranına sahip olan yöntem “sleeve gastrektomi” ya da daha çok bilinen adıyla “tüp mide” ameliyatıdır. Bu ameliyat mide volümünü küçülten girişimlerden biridir ve gıda emilimini hiçbir şekilde bozmaz. Tüp mide ameliyatında, midenin esas volümünü sağlayan yaklaşık %80’lik bir bölümü çıkarılmaktadır. Açlık hormonu olarak bilinen “ghrelin hormonu” nun yaklaşık olarak %60’ı, tüp mide ameliyatında midenin çıkarılan bölümünden salgılanmaktadır. Dolayısıyla bu yöntem ile mide volümünün küçültülmesi ile birlikte acıkma hissi de azaltılmaktadır. Tüp mide ameliyatının bir başka avantajı da, uzun dönemde kilo geri alımı gerçekleşir ise, yeniden tüp mide ya da emilim azaltıcı kombine işlemlerin uygulanması kolaylıkla sağlanabilir. Son yıllarda giderek artan biçimde uygulanan başta tüp mide olmak üzere obezite cerrahisi, ciddi koplikasyonlara yol açabilecek ameliyatlardır. Bu durum göz önünde bulundurularak, bu ameliyatların donanımı ve tecrübesi yeterli merkezlerde uygulanması büyük önem taşımaktadır.

HASTA DENEYİMLERİ

Deniz Hanım'ın Obezite Cerrahisi Üzerine Deneyimleri


Ahu Hanım'ın Obezite Cerrahisi Üzerine Deneyimleri